içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

AHMAK ISLATAN

AHMAK ISLATAN

Yağmurdan mıdır yoksa öyle mi hissediyorum,

Bilmiyorum; ama bir kokusu bile var artık sensizliğin...

Hasretle içime çeksem de, genzimi yakan o hüzün geçmiyor.

 

"Acele mi ettim" diyorum, çıkarmakla yazlıkları

Islak adımlarla eve döndüğüm bir Nisan akşamı.

Sahi, yazlıkları çıkarınca yaz gelmediği gibi,

"Zamanla geçer" dediğim o kambur da hiç küçülmedi.

Sessizleştim, sakinleştim, hatta belki biraz hissizleştim;

Ama geçmedi...

Bazen deşiyorum içimi, bakıyorum ne kaldı ne gitti diye;

Sesini unuttum, gözlerin kaldı; sözleri unuttum, kokun kaldı.

 

Şimdi aramızda Munzur Dağları, uçsuz buçaksız ovalar var.

Çıksam diyorum en yüksek tepeye, baksam uzaklara;

Tenine değmiş bir rüzgarın esintisi, uğrar mı buralara?

 

Ahmaklık ya benimkisi...

Bir sel olur Kuzey Anadolu Dağları,

Kavuşur da Güneydoğu Toroslarına; ama bizimki olmaz işte.

Yine de bilirsin ya; ben seni zaten ahmakça sevdim.

 

Bizim buralarda toprak bir başka uyanır;

Sizin oralar kadar olmasa da, şimdi dağlar yemyeşil.

Sanki gözlerinden ilham alırcasına,

Toprak güneşe hasretle sanatını icra ediyor;

Gök, beyaz uçurtmalarını gezdiriyor üzerimizde.

Kimisi gelip beni usulca ıslatıyor...

Adına "ahmak ıslatan" diyorlarmış bu yağmurun;

Şikayet etmiyorum, ne haddime!

 

Zaten beni yakan,

Beni yıkan,

Beni böyle ıslatan;

Sen değil miydin?

Bu yazı 295 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum